Dijital Reklam Gelirlerinde Hukuki Dönüşüm: Platformların 'Onaylıyorum' Tuzağı Çöküyor
Dijital platformların milyarlarca dolarlık reklam pastasından adil pay alması gerektiği yönündeki tartışmalar, Türkiye'de hukuki bir zemine oturuyor. Google ve Meta gibi devlerin dayattığı sözleşmelerin Türk Borçlar Kanunu'na göre geçersiz sayılabileceği belirtilirken, yapay zeka ve dijital telif ihlallerine karşı mevcut kanunlarda "devrim" niteliğinde güncellemeler yapılması gerektiği vurgulanıyor. Bu durum, özellikle içerik üreticileri ve basın kuruluşları için büyük bir önem taşıyor.
Türkiye, dijital ekonomide elde edilen gelirlerin büyük bir kısmının yabancı platformlara aktığı, buna karşın içerik üreticilerinin ve basın kuruluşlarının emeğinin yeterince karşılık bulamadığı bir süreci geride bırakmaya hazırlanıyor. Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sezercan Bektaş, dijital telif hakları yasasının bir tercih değil, hukuki bir zorunluluk olduğunu belirterek bu konuda önemli uyarılarda bulundu. Bu gelişmeler, dijital dünyanın Gündem başlıkları arasında üst sıralara yerleşiyor.
74 Yıllık Kanun Dijital Çağa Yetersiz Kalıyor
Ülkemizdeki telif haklarını koruyan temel yasa olan 1952 tarihli 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), dijital dünyanın hızına ayak uydurmakta zorlanıyor. Doç. Dr. Bektaş, özellikle haber içeriklerinin korunmasında ciddi bir "hukuki belirsizlik" yaşandığını ifade ediyor. Dijital teknolojiler, eserlerin üretilme ve yayılma biçimlerini kökten değiştirmiş durumda.
Bektaş, "Haber içeriklerinin ekonomik değeri karşısında klasik koruma rejimi yetersiz kalıyor. Bu durum, eser sahipleri ile basın mensuplarının mali haklarını ciddi şekilde etkiliyor. Basın yayın eserlerinin hangilerinin FSEK kapsamında olduğunun tespiti bile hukuki bir belirsizlik gösteriyor," diyerek mevcut durumun vahametini ortaya koyuyor. Bu durum, dijital içerik üreticilerinin haklarını güvence altına alma ihtiyacını daha da artırıyor.
Yapay Zeka Tehdidi ve Hukuki Güçlendirme İhtiyacı
Dijitalleşmenin yanı sıra, yapay zekanın hızla gelişmesi de içerik üreticileri için yeni bir tehdit unsuru oluşturuyor. Doç. Dr. Bektaş, yapay zekanın eser sahipleri ve basın mensuplarının mali hakları üzerinde ciddi zararlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Mevcut kanuni yapının, dijital içerikler ve yapay zeka karşısında daha güçlü hale getirilmesi gerekiyor.
Bektaş, "FSEK’in temel ilkeleri korunarak hukuki rejimdeki belirsizlikler giderilmelidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TBMM Dijital Mecralar Komisyonu bu konuda çalışmalar yürütüyor. Hatta komisyonda verilmiş bir kanun teklifi de bulunuyor. Bu, belirsizlikleri gidermek için tarihi bir fırsattır," diyerek atılması gereken adımlara işaret ediyor. Bu süreç, dijital haklar konusunda atılacak önemli adımları işaret ediyor.
Reklam Gelirlerinden Pay Almak Bir Hak Değil, Zorunluluk
Google ve Meta gibi devasa dijital platformların, içeriklerden elde ettikleri devasa reklam gelirleri konusunda "telif" vurgusu yapan Bektaş, elektronik ortamda oluşturulan her türlü eserin, o içeriği meydana getirenlerin telif hakkı sahibi olduğunu açıkça belirtiyor. Platformların bu gelirleri paylaşması gerektiği görüşünü savunan Bektaş, şunları ifade ediyor:
"Google ve Meta gibi dijital dağıtım mecralarının bu tür içerikleri kullanmaları halinde eser sahiplerinin mali hakları doğacaktır. Reklam gelirleri üzerinden pay verilmesine dönük bir düzenleme, hakların temini için şarttır." Bu durum, dijital platformların gelir paylaşımı konusundaki sorumluluklarını ortaya koyuyor.
'Yer Sağlayıcı' Kılıfı Sorumluluğu Ortadan Kaldırmıyor
5651 sayılı Kanun kapsamında Google, Facebook ve X gibi platformların genellikle "yer sağlayıcı" olarak tanımlandığını hatırlatan Doç. Dr. Bektaş, bu tanımın platformları sorumluluktan kurtarmayacağını belirtiyor. Bektaş, "İnternet ortamında veriyi üreten ‘içerik sağlayıcı’, bu sistemleri işleten ise ‘yer sağlayıcı’dır. Ancak platformların eser sahibinin izni olmaksızın eseri çoğaltması veya üzerinde değişiklik yapması, 5846 sayılı FSEK kapsamında telif hakkı ihlalidir ve bu platformların doğrudan sorumluluğu bulunmaktadır," uyarısında bulunuyor. Bu sorumluluk, dijital platformların faaliyetlerini daha dikkatli yürütmelerini gerektiriyor.
'Onaylıyorum' Butonu Hukuki Geçerlilik Kazanmayabilir
Platformların kullanıcılarına dayattığı "Hizmet Şartları"na da değinen Bektaş, kullanıcıların pazarlık şansı olmadan kabul etmek zorunda kaldığı bu şartların Türk Borçlar Kanunu kapsamında "Genel İşlem Koşulu" olduğunu söylüyor. Bektaş, "Kullanıcının aleyhine olan, dürüstlük kuralına aykırı ve dengesiz sözleşme şartları, Borçlar Kanunu’nun 21. maddesine göre ‘yazılmamış’ sayılır. Bu sözleşmeler üzerinde kullanıcıların pazarlık imkanı yoktur, adeta zorla onaylatılır. Tüketici sıfatındaki eser sahipleri için bu haksız şartlar geçersizdir. Dolayısıyla, mali hakların devrine ilişkin o maddeler hukuk önünde hükümsüz kalabilir," diyerek kullanıcıların haklarının önemini vurguluyor. Bu durum, dijital platformların kullanıcı sözleşmelerinin hukuki geçerliliğini sorgulatıyor.
'Komşu Haklar' Modeli Türkiye'ye Nasıl Entegre Edilmeli?
Fransa ve Kanada'da Google ile yapılan anlaşmaların temelinde yatan "komşu haklar" kavramının Türkiye hukuk sistemine entegre edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Bektaş, Avrupa Birliği'nin 2019 tarihli "Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi"ni örnek gösteriyor. Bektaş, "Komşu haklar, eser sahibi olmayan fakat eserlerin kullanılması, yayımlanması veya çoğaltılması gibi süreçlerinde emek harcayan kişiler ve kuruluşlara tanınan haklardır. Yani eser üzerinde doğrudan yaratıcı olan kişi değil, eserin sunumu ve dağıtımı gibi alanlarda katkısı olanlar korunur." açıklamasında bulunuyor.
Mevcut kanunda komşu hakların icracı sanatçılar ve radyo-televizyon kuruluşlarıyla sınırlı kaldığını ifade eden Bektaş, yol haritasını şöyle çiziyor: "Fransa ve Kanada’da basın kuruluşları birlik oluşturarak gelir paylaşımı sağladı. Ancak bizim FSEK rejimimizde komşu haklara ilişkin hükümler, basın kuruluşlarının dijital platformlardan hak talep etmesi noktasında yetersiz kalmaktadır. Çıkarılması planlanan Dijital Haklar Kanunu'nda mutlaka eser sahibi ve basın kuruluşlarının haklarını temin edecek şekilde komşu haklar kavramı genişletilerek düzenlenmelidir." Bu düzenlemeler, dijital platformlarla mücadelede basın kuruluşlarına önemli bir güç kazandırabilir.