Sanat Dünyasında Yeni Bir Soluk: Yaşlılığın Yalnızlığı ve Yapay Zeka Sorgulaması
Ünlü oyuncu Scarlett Johansson, ilk uzun metrajlı yönetmenlik denemesiyle sinema dünyasında dikkat çekiyor. "Eleanor the Great" (Müthiş Eleanor) adlı film, Cannes Film Festivali'nde prömiyer yaptı. Film, ev arkadaşının vefatı sonrası kızı ve torunuyla yaşamak üzere New York'a taşınan yaşlı bir kadının hikayesini anlatıyor. Eleanor'un yalnızlıkla mücadelesi ve kendini topluma yeniden kabul ettirme çabası, filmin ana temasını oluşturuyor.
Yalnızlığa Karşı Bir Mücadele: "Müthiş Eleanor"
Kızı tarafından oyalanması için bir Yahudi Toplum Merkezi'ndeki etkinliklere yönlendirilen Eleanor, burada tesadüfen Holokost'tan kurtulanların oluşturduğu bir destek grubuna katılır. Kabul görmek ve ilgi çekmek amacıyla, arkadaşı Bessie'nin yaşadığı travmaları kendi anılarıymış gibi anlatmaya başlar. Bu durum, Eleanor'un hem geçmişiyle yüzleşmesine hem de yeni bir kimlik inşa etmesine yol açar.
Johansson, bu ilk filminde bir kadın sanatçı duyarlılığıyla yaşlı bir kadının derin yalnızlığına odaklanıyor. Kendi hayatlarının dışında bırakıldığını hisseden Eleanor, ancak bir mağdur rolü üstlendiğinde aradığı ilgiyi bulabiliyor. Bu durum, Yunan filmi “Pity/Zavallı” ile benzerlikler taşısa da, Eleanor'un yaşama bağlılığı ve mücadeleci ruhu onu farklı kılıyor. Arkadaşının trajedisini sahiplenmesiyle acıların paylaşıldığı bir alanın parçası olduğunu hisseden Eleanor'un, genç bir gazeteciyle kurduğu dostluk da yalnızlığına çare oluyor. Bu yönüyle, ana karakteri yaşlı bireyler olan filmler arasında önemli bir yere sahip.
Senarist Tory Kamen'in kendi büyükannesinden esinlenerek yazdığı orijinal hikâyede Holokost detayı bulunmuyor. Bu unsurun kurmaca olarak eklenmesi, bazı eleştirmenlerce tartışma yaratmış durumda. Tarihsel bir trajedinin bu şekilde kullanılması, filmin anlatımında farklı coğrafyalardaki ezilenlerin hikayeleriyle veya kurmaca bir trajediyle de işlenebileceği yönünde yorumlara neden oluyor. Bu tercih, filmin net bir taraf tuttuğu izlenimini uyandırarak bazı anlatısal boşluklara yol açabiliyor. Örneğin, gazeteci adayı Nina'nın ödevini yaparken internetten yeterli araştırma yapmaması veya babasının bu duruma kayıtsız kalması gibi detaylar, izleyicide beklenti yaratıp tatmin etmeyebilir.
Yaşlılık Komedisinde Yeni Bir Yıldız: June Squibb
Filmin başrol oyuncusu June Squibb, 96 yaşında olmasına rağmen performansıyla göz dolduruyor. Squibb, 2024 yapımı yaşlılık komedisi “Thelma”daki ilk başrolünün ardından, bu filmde de ikinci başrolünü üstlenerek başarısını sürdürüyor. Yaşlılığın getirdiği zorluklara rağmen yaşam enerjisini koruyan Eleanor karakterini başarıyla canlandıran Squibb, izleyiciden tam not alıyor.
Yapay Zeka ve Adalet Sisteminin Geleceği: "Mercy/Merhamet Yok"
Sinema dünyası, yapay zekanın toplumsal etkilerini sorgulayan yapımlarla da gündemde. Steven Spielberg'in "Azınlık Raporu" gibi filmlerin izinden giden Kazak yönetmen Timur Bekmambetov'un yeni filmi "Mercy/Merhamet Yok", adalet sisteminde yapay zeka kullanımını mercek altına alıyor. Filmde, 2029 yılında karısını öldürmekle suçlanan bir dedektifi Chris Pratt, yapay zeka yargıcı Maddox'u ise Rebecca Ferguson canlandırıyor.
Film, "Merhamet" adlı yapay zeka uygulamasıyla yapılan yargılamaları konu alıyor. Klasik aksiyon filmlerinin izini süren "Mercy/Merhamet Yok", hem gerçek zamanlı anlatımıyla dikkat çekiyor hem de yapay zekanın adalet sistemindeki rolünü ve güvenilirliğini sorgulatıyor. Bu tür filmler, teknolojinin hızla geliştiği günümüzde insanlığın geleceğine dair önemli çıkarımlar sunuyor. Bu gelişmeler, aynı zamanda Gundem başlığı altında da geniş yankı buluyor.
Bu iki farklı film, sinemanın hem bireysel hikayeler üzerinden toplumsal sorunlara ışık tutabildiğini hem de geleceğe dair teknolojik ve etik sorular sorduğunu gösteriyor. Scarlett Johansson'un yönetmenlik becerisi ve June Squibb'in oyunculuk gücü, "Müthiş Eleanor"ı mutlaka izlenmesi gereken bir yapım haline getirirken, "Mercy/Merhamet Yok" ise teknolojinin hayatımızdaki yerini yeniden düşünmemize neden oluyor.