Şiddet ve Vahşet Olgusu: Kadın Cinayetlerindeki Ürkütücü Artış ve Boyutlar
Şiddet ve Vahşet Olgusu: Kadın Cinayetlerindeki Ürkütücü Artış ve Boyutlar
Son bir hafta içinde Türkiye'de yaşanan kadın cinayetleri, şiddetin ulaştığı vahşi boyutları gözler önüne serdi. Bu kısa süre zarfında altı kadın hayatını kaybederken, bir kadın da ağır yaralanarak hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bu trajik vakalar, kadınlara yönelik şiddetin sadece devam etmekle kalmadığını, aynı zamanda daha planlı, acımasız ve vahşi bir hal aldığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Cinayetlerin ortak noktası ise faillerin uyguladığı şiddetin korkunç derecesi.
Kadın Cinayetlerinde Ulaşan Vahşet Seviyesi
İstanbul'da Durdona Khokimova'nın cesedinin parçalanarak çöp konteynerine atılması, Dila Geyik'in erkek arkadaşı tarafından öldürülüp cinayetin intihar süsü verilmeye çalışılması ve Gözde Akbaba'nın uzaklaştırma kararı olmasına rağmen sokak ortasında vahşice katledilmesi gibi olaylar, şiddetin boyutunu gözler önüne seriyor. Antalya'da Helin Kutlay'ın eşi tarafından öldürülmesi ve Gaziantep'te Sibel Külah'ın eşi tarafından koli bandıyla bağlanıp üzerine yanıcı madde dökülerek ağır yaralanması da bu vahşetin boyutunu pekiştiriyor. Bu tür olaylar, kadına yönelik şiddetin toplumsal bir yara haline geldiğini ve acil önlemler gerektirdiğini gösteriyor.
"Mutlak Yok Ediş" Eğilimi ve Toplumsal Duyarsızlaşma
Son dönemdeki cinayetlerde dikkat çeken bir diğer nokta ise faillerin yalnızca öldürmekle kalmayıp, cesetleri parçalayarak, uzuvlarını keserek, yakarak veya beton dökerek tamamen yok etmeye çalışmaları. Cesetlerin valizlere konulup ıssız yerlere atılması gibi eylemler, faillerin delil bırakmama ve mutlak bir yok edişi hedeflediğini gösteriyor. Klinik Psikolog ve Psikoterapist Yasemin Meriç Kazdal'a göre bu durum, şiddetin giderek daha ürkütücü bir noktaya ulaştığını ve benzer vakaların tekrarı nedeniyle şiddetin kanıksanmaya başlandığını ortaya koyuyor. Sürekli travmatik içeriklere maruz kalmak, sinir sisteminin tepkilerini azaltarak duyarsızlaşmaya yol açıyor. Bu duyarsızlaşma, empatiyi zayıflatıyor ve şiddetin olağan bir gerçeklik haline gelmesine neden oluyor.
Kazdal, faillerin bazen karşısındaki bedeni mutlak biçimde sahiplenip yok etmeyi hedeflediğini belirtiyor. Cezasızlık algısı, hukuka güvensizlik ve "değişmiyor" düşüncesi de bu süreci besleyen faktörler arasında yer alıyor. Bu durum, toplumsal vicdanı derinden yaralayan bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor.
"Overkill": Ölümden Sonra Bile Devam Eden Şiddet
Türkiye Psikiyatri Derneği Adli Psikiyatri Çalışma Birimi Koordinatörü Doç. Dr. Yasin Hasan Balcıoğlu, toplumda şiddetin arttığı ve olağanlaştığı bir süreçten geçildiğini vurguluyor. Kasten öldürme suçlarına ilişkin dosya sayısındaki artış ve cezaevlerindeki artış, bu durumu destekliyor. Balcıoğlu'na göre, kadın cinayetlerinin arkasında genellikle psikiyatrik rahatsızlıklardan ziyade cezasızlık algısı, şiddetin normalleştirilmesi, silaha kolay erişim, madde kullanımı, toplumsal eşitsizlikler ve ekonomik zorluklar yatıyor. Bazı vakalarda, öldürmek için gerekenden çok daha fazla şiddet uygulanması, literatürde "overkill" yani aşırılık olarak adlandırılıyor. Bu durum, cinayetin yalnızca bir sonuç değil, aynı zamanda bir güç gösterisi ve mesaj verme aracı haline geldiğini gösteriyor. Caydırıcılığın zayıf olduğu ve şiddetin yadırganmadığı ortamlarda bu eğilim güçleniyor.
Töre Cinayetleri ve Çaresizlik Vurgusu
Adana'da yaşanan ve töre saikiyle işlendiği ortaya çıkan olayda, evlenmek isteyen çiftçi Bekir Yeşil ile oğlu Muhammet Yeşil, Berivan E.'nin ailesinin "berdel" baskısına uymayınca silahlı saldırıya uğradı. Saldırıda Muhammet hayatını kaybederken, baba Bekir Yeşil yaralandı. Gözaltına alınan Berivan'ın anne ve babası ile ağabeyleri tutuklandı. Acılı baba Bekir Yeşil, yaşadıkları dehşeti dile getirerek, "Bizi töreye kurban etti. Yarım kalan işlerini tamamlayacaklarını söylüyorlarmış. Evimizin üzerinde dron uçurup, gözetliyorlar. Devletten yardım bekliyoruz" diyerek çaresizliklerini vurguladı. Severek evlendiğini belirten Berivan Yeşil ise, "Ben zorla kaçırılmadım. Severek evlendim. Ailem iş ciddiye binince böyle yaptılar" diyerek olayın arka planını aydınlattı. Bu tür olaylar, geleneklerin ve törelerin bireysel mutlulukların önüne geçtiği acı bir gerçeği ortaya koyuyor.
Bu vakalar, toplumsal bir sorun olan kadına yönelik şiddetin boyutlarını ve aciliyetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Benzer trajedilerin yaşanmaması için toplumsal farkındalığın artırılması, yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi ve caydırıcı cezaların uygulanması büyük önem taşıyor. Ayrıca, bu tür olayların haberleştirilmesinde de hassas bir dil kullanılarak, mağdurların onurunun korunması ve şiddetin normalleşmesinin önüne geçilmesi gerekiyor.