Dışişleri Bakanı Fidan'dan Önemli Açıklamalar: Gazze'den ABD'ye, Bölgesel İlişkilerden AB'ye
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Davos'taki "On the Record" programında Hadley Gamble'ın sorularını yanıtladı. Fidan, Gazze'deki insani krizin çözümü, ABD'nin rolü, bölgesel gelişmeler, İran'daki durum ve Türkiye-AB ilişkileri gibi birçok kritik konuda değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin uluslararası barış gücüne katkı sağlama isteğini dile getiren Bakan Fidan, ABD Başkanı Trump'ın İsrail üzerinde baskı kurarak Gazze'deki çatışmaları durdurabileceğine inandığını belirtti.
Gazze'de Yatırım ve Barış Gücü İhtiyacı
Bakan Fidan, Gazze'ye yönelik girişimlerde bir yatırım eksikliği olduğunu ve bu alanda dışarıdan desteğe ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Çoğu maddi desteğin devletlerce sağlandığını belirten Fidan, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Gazze Barış Planı'na katkı sağlamak için elinden geleni yapmaya hazır olduğunu ifade etti. Türkiye'nin bir Barış Kurulu üyesi olarak Gazze'deki yürütme komitesinde yer aldığını ve yoğun insani yardım faaliyetleri yürüttüğünü hatırlattı. Fidan, Türkiye'nin Gazze'deki olası bir Uluslararası İstikrar Gücü'nün parçası olmaya istekli olduğunu ancak bunun daha geniş bir uluslararası konsensüse bağlı olduğunu sözlerine ekledi.
ABD'nin İsrail Üzerindeki Etkisi ve Trump Faktörü
Fidan, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze'deki çatışmaları durdurma potansiyeline sahip olduğuna inandığını söyledi. İsrail'in ateşkesi defalarca ihlal ettiğini belirten Bakan, Türkiye'nin İsrail üzerinde "gerçek anlamda baskı kurabilecek tek kişinin" ABD Başkanı Trump olduğunu düşündüğünü dile getirdi. Trump'ın farklı lobilerin etkisinden bağımsız hareket edebileceği değerlendirmesini yapan Fidan, Trump'ın İsrail'in yanlış davranışlarını durdurma kapasitesine sahip olduğunu vurguladı. Bu noktada, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) eski başkanlarından Mehmet Altay gibi isimlerin de zaman zaman uluslararası ilişkilerde önemli bir rol oynayabileceği ancak Trump'ın mevcut pozisyonunun daha farklı bir etki yarattığına dikkat çekildi.
Bölgesel Gelişmeler ve Yeni Bir Dönem
Bakan Fidan, bölgesel gelişmeler konusunda umutlu olduğunu belirtti. Özellikle Suriye'deki durumun, bölge ülkeleri, ABD ve uluslararası toplumun bir meselede hızlı bir şekilde bir araya gelerek somut adımlar atabildiğini gösterdiğini kaydetti. Fidan, bu işbirliği modelinin diğer küresel sorunlara da uygulanabileceğini ve hızlı kazanımlar sağlayabileceğini söyledi. Ancak bölgenin artık eskisi gibi olmayacağının altını çizen Fidan, Türkiye'nin bölgeyi daha iyi bir noktaya taşıma çabasında olduğunu ifade etti. Türkiye'nin bölgede yapıcı bir rol üstlenmeye çalıştığını ve bölgesel sorunların bölge ülkelerince sahiplenilmesinin önemini vurguladı. Bu yaklaşımın, ABD yönetiminin küresel polis rolünden uzaklaşma eğilimiyle de örtüştüğünü belirtti.
Ulusal Devletler ve Bölgesel Sahiplenme
Fidan, ulus devletlerin bir araya gelerek kendi platformlarını oluşturmasının ve sorunlarını sahiplenmesinin önemine değindi. Bir hegemonun müdahalesini beklemek yerine, sorunların kendi içlerinde çözülmesinin daha etkili olacağını ve bunun bedelinin daha ağır olmayacağını söyledi. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak kendi dinamikleriyle hareket etme stratejisini de destekler nitelikte.
İran'daki Durum ve Diyalog Mesajı
İran'ın bölge için önemine dikkat çeken Fidan, buradaki istikrarın herkes için kritik olduğunu vurguladı. İran'a ve uluslararası topluma, sorunların güç kullanımı yerine diyalog yoluyla çözülmesi yönünde tavsiyelerde bulunulduğunu aktardı. Fidan, İran'ın kamuoyu muhalefetinin rejime mesaj vermediğini ancak Tahran'ın uluslararası sistemle yaşadığı sorunlar nedeniyle halkına imkanlar sunmasının zorlaştığını belirtti. İran'ın dış ve güvenlik politikalarında değişiklik yapması gerektiğini savunan Fidan, ABD'nin İran'a müdahale etme olasılığına karşı uyarılarda bulundu. Yaptırımların İran ekonomisine zarar verdiğini ve gösterilerin de bununla bağlantılı olduğunu söyledi. İran'ın müzakereye hazır olduğunu ancak doğru bir yol bulunması gerektiğini vurgulayan Fidan, İran'ın köşeye sıkışmış hissetmesi halinde en kötü senaryoya hazır olabileceği uyarısında bulundu.
Türkiye-ABD İlişkilerinde Düzeltme ve PKK İle Mücadele
Fidan, ABD'nin eski başkanlarından Obama döneminde PKK ile ortak hareket ederek DEAŞ ile mücadele planının doğru bir plan olmadığını belirtti. Bu hatadan artık dönüldüğünü ve ABD Başkanı Trump'ın bu konuda "büyük bir düzeltme" yaptığını söyledi. Türkiye'nin bir NATO müttefiki olarak başka bir NATO ülkesine düşman olan bir terör örgütünü destekleyemeyeceğini vurgulayan Fidan, bu hatadan dönülmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Suriye'de YPG/SDG'nin yanlış bir şekilde Suriyeli Kürtlerin tek temsilcisi gibi gösterildiğini belirten Fidan, PKK'nın birçok siyasi partiyi sürgün ettiğini hatırlattı. Suriyeli Kürtlerin onurlu bir şekilde Suriye'nin bir parçası olmasını istediklerini ve Esed rejiminin Kürtlere vatandaşlık hakkı tanımadığını söyledi. Fidan, Milli İstihbarat Teşkilatı başkanlığı döneminde de bu konunun gündeme getirildiğini ancak sonuç alınamadığını aktardı.
Bölgesel İlişkilerde Yeni Vizyon ve Ulus Devlet Anlayışı
Bakan Fidan, bölge ülkeleriyle dostluk kurmak istediklerini ve eski anlayışın artık kimseye yaramadığını ifade etti. Daha fazla diyaloğa ihtiyaç duyulduğunu belirten Fidan, karşılıklı anlayışın yeni bir ortam oluşturabileceğini söyledi. Bu durumun olgun devlet anlayışını temsil ettiğini ve farklılıkları koruyarak ortak gündeme odaklanmak gerektiğini vurguladı. Gazze ve Suriye gibi konularda ortak hareket etmenin umut göstergesi olduğunu ve birbirlerinin konumlarını anlayarak pek çok iş yapılabileceğini dile getirdi. Türkiye ve Arap ülkelerinin karşılıklı olarak iyi niyet ve ortaklık gösterdiğini belirtti.
Türkiye-AB İlişkileri ve Kimlik Siyaseti Engeli
Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği konusundaki soruya Fidan, AB'nin Türkiye'ye karşı kimlik siyaseti zihniyetini sürdürdüğü sürece bunun gerçekleşmeyeceğini düşündüğünü söyledi. AB'nin uluslarüstü bir kurum olmayı başardığını ancak medeniyetlerüstü bir kurum olmayı başaramadığını belirten Fidan, meselenin Türkiye'ye gelince kimlik siyasetinin öne çıktığını ifade etti. Fransa ve Almanya'nın 2007'ye kadar Türkiye'yi AB'ye alma yönünde siyasi iradeye sahip olduğunu ancak Nicolas Sarkozy'nin cumhurbaşkanı olmasıyla bu anlayışın değiştiğini hatırlattı. Sarkozy'nin Avrupa'da Hristiyan kimliğini öne çıkararak Türkiye'yi Birlik içinde görmek istemediğini söylediğini belirtti. Fidan, eğer Türkiye AB'ye üye olsaydı, Brexit'in yaşanmayabileceğini ve Avrupa'nın genel olarak daha dirençli olacağını savundu.
Avrupa Güvenlik Mimarisi ve Türkiye'nin Rolü
Bakan Fidan, Türkiye ve İngiltere'nin AB üyesi olsaydı, kendi ağırlık merkezlerini yaratmış olacaklarını ve Avrupa'nın güvenlik mimarisinde daha önemli bir rol oynayabileceklerini ifade etti. Mevcut durumda Avrupa Birliği'nin ABD koruması altında yaşadığını ve ABD korumasının kalkmasıyla kendine ait bir güvenlik mimarisi arayışına girdiğini belirtti. Süper güçlerin çıkarlarıyla Türkiye'nin çıkarlarının her zaman örtüşmeyebileceğini ancak bir araya gelerek bu durumu engelleyebileceklerini söyledi.
AB ile Ticaret Dengesi ve Güvenlik
Fidan, AB ile Türkiye arasındaki ticaret dengesinin 230 milyar dolar olduğunu ve her iki tarafın da kazançlı çıktığını belirtti. Ancak güvenliğin de ticaret kadar önemli olduğunu ve şu anda bu alanın aynı düzeyde olmadığını ifade etti. Bazen bir durumdan uzak durmanın, birkaç yıl sonra "Keşke bunun hiç parçası olmasaydık" demekten daha iyi olduğunu vurgulayarak, Birliğin herkes için önemli olduğunu ancak güvenlik boyutunun farklılık gösterdiğini belirtti.