Marmara’daki Büyük Sarsıntı İddialarına Karşı Bilim İnsanından Taze Değerlendirme: İstanbul’un Tehlikeli Kuşağı Belli Oldu
Deprem uzmanı Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, istanbul ve türkiye gündeminde tartışılan “Marmara’da 7 büyüklüğünde sarsıntı” söylemlerine CNN TÜRK ekranlarında yanıt verdi. Üşümezsoy, Malatya’nın Battalgazi ilçesinde sabah 06.20’de yaşanan 5 şiddetindeki hareketi ve Marmara havzasının yapısını ele aldı. Açıklama, bölgedeki fay dinamiklerinin halka yanlış anlatılmasından kaynaklanan korkuyu azaltmayı hedefledi. deprem bilimci, verilerin bilgiye dönüşmediği ortamda spekülasyonun arttığını vurguladı.
Malatya Sarsıntısının Teknik Arka Planı
AFAD kayıtlarına göre Battalgazi merkezli sarsıntı, yerin 15,59 kilometre altında gerçekleşti. Uzman bu olayın 6 Şubat Kahramanmaraş zincirinin artçısı olabileceğini söyledi. Ancak bölgedeki fayın neden tek parça halinde kırılmadığı sorusu daha karmaşık bir yapıya işaret ediyor. Pütürge çevresinde stres birikiminin sürmesi, peş peşe orta şiddetli sarsıntılara yol açıyor.
Sivrice gölünden batıya uzanan hat, 2020’deki sarsıntı sonrası Doğanyol ve Pütürge yönünde ilerlemişti. Üşümezsoy, o dönemde de burada 6 civarı bir kırılma ya da çok sayıda 5’lik depremin görüleceğini belirtmişti. Güneydeki Pütürge bloğunun doğuya kaymaması, Sincik fayının ters yöndeki baskısıyla engelleniyor. İki zıt kuvvet birbirini götürdüğü için ana hat yerine batıya doğru küçük kırıklar aktifleşiyor.
Küçük Kırıkların Büyük Riski Dönüştürmemesi
Bilim insanı, yüzeyde çok sayıda küçük kırığın sürekli tazelendiğini anlattı. Bu durum, enerjinin tek bir büyük sarsıntıya dönüşmesini engelliyor. Bunun yerine 5 ile 6 arasındaki sarsıntılar silsilesi yaşanıyor. Yapı, beklenen devasa deprem senaryosundan ziyade orta ölçekli titreşimler üretiyor. Uzman, halkın bu ayrımı net görmesinin paniği önleyeceğini savunuyor.
Marmara Havzasında Enerji Birikimi Gerçeği
Prof. Dr. Üşümezsoy, Marmara’da 7’lik bir olayın ancak 70-80 kilometrelik fay hattında yoğun stres birikimiyle mümkün olduğunu hatırlattı. 17 Ağustos 1999 sonrası “her an kırılır” söyleminin bilimsel tabloyla örtüşmediğini ifade etti. Deniz altı verileri, doğu kesimin 1894’te boşaldığını gösteriyor. Batı kesimdeki 1912 kırığı ise enerjiyi biriktiremeden akıtıyor.
1999’dan bu yana dile getirilen 8 veya 7,8 şiddet tahminleri, fayın iki ayrı parça olduğunu gözden kaçırıyor. Marmara Adası önündeki hat, sürekli küçük sarsıntılarla yükünü boşalttığı için “akü” görevi görmüyor. Uzman, enerjisi tükenmiş bir fayda büyük sarsıntı beklemenin yanıltıcı olduğunu dile getirdi. Gundem başlıkları altında yer alan korku senaryoları bu yüzden gerçekçi bulunmuyor.
İstanbul’u Asıl Tehdit Eden Hat Nereesi?
Kuzey Anadolu Fay hattının Adalar yönüne değil, Yalova-Çınarcık boyuna doğru aktığı belirtiliyor. Sistem iki ayrı parçadan oluştuğu için tek bir dev kıırılma beklenmiyor. Silivri ile Kumburgaz arasındaki segment, 6 ila 6,5 arası sarsıntı üretebilir. Büyükçekmece’den Yeşilköy’e uzanan koridorda ise fay bulunmuyor.
23 Nisan’da yaşanan 6,3 şiddetindeki olay, riskli parçalardan birini tetikledi. Uzman, Silivri çukurunda 5 civarı sarsıntıların sürebileceğini daha önce de paylaşmıştı. Bu bölgesel hareketlerin büyük felaket habercisi sayılmaması gerektiği vurgulanıyor. Harita üzerinde boydan boya yorum yapanların vatandaşı gereksiz yere paniklettiği eleştiriliyor.
Değerlendirmenin Toplumsal Yansımaları
Üşümezsoy’un sözleri, deprem iletişimindeki eksikliğe dikkat çekiyor. Malumatın bilgiye dönüşmemesi, insanların söylentilere açık hale gelmesine neden oluyor. Kurumların veri paylaşımını sadeleştirmesi gerektiği ortaya çıkıyor. sosyal medya ortamında hızla yayılan abartılı tahminler güveni zedeliyor.
Bilim çevreleri, fay modellerinin halk diline çevrilmesini talep ediyor. İstanbul için asıl odak noktasının Silivri-Kumburgaz hattı olduğu artık daha net. Yerel yönetimlerin bu kuşağa özel yapı denetimi yapması öneriliyor. Spekülasyon yerine bölgesel risk haritalarının konuşulması gerekiyor.
Malatya’daki son sarsıntı ve Marmara yorumları, Riyad’da çıkan apartman yangınında 4 Türk işçi yaşamını yitirdi başlıklı olaydaki gibi ani doğa olaylarının planlı müdahaleyle aşılabileceğini gösteriyor. Ayrıca Çatalca ormanlık